Andropoz Döneminde Misiniz?
Erkeklerin çoğunluğu 30 ile 45 yaşları arasında vücutlarında bazı değişiklikler olduğunu fark ederler. Bu belirtiler, yaşlanma başlangıcı veya 'olgunlaşma' belirtileri gibi görülerek pek önemsenmez. Oysa sayısız araştırmaya konu olan bu değişimlerin altında hormon dengesinin giderek bozulması yatar. Bu, 45 yaşından sonra da artarak devam eder. Andropoz belirtileri, uzun bir zaman dilimi içinde yavaş yavaş ilerler. Başlangıçta güçlükle fark edilmesine rağmen erkeklerin büyük çoğunluğu cinsel isteğinin azaldığını ve formunu kaybetmekte olduğunu bilir. Mizacı değişir, isteği azalır ve 'delikanlı' atılganlığı giderek törpülenir. Yavaş yavaş konsantrasyon yeteneği azalmaya, dikkati dağılmaya ve yaşam enerjisi aşağı doğru inmeye başlar. Bir yandan vücudunda yağlar birikir ve o eski gergin kaslar gün geçtikçe söner. Hep bildiğimiz sorun, kadınların gezmek istemesi, erkeklerin ise televizyon karşısında uzanmayı tercih etmeleridir. Uzmanlar, erkeklerde ortaya çıkan 'andropoz' dönemine ilişkin 10 soruyla bilgi sahibi olunabileceğini belirtiyor.Kendinizi test edin1 - Cinsel isteğinizde azalma oldu mu?2 - Enerjinizde azalma var mı?3 - Kas kuvvetinizde azalma var mı?4 - Boyunuz kısaldı mı?5 - Hayattan zevk almanız azaldı mı?6 - Mutsuz ve karamsar mısınız?7 - Ereksiyon kalitesinde azalma var mı?8 - Akşam yemeğinden hemen sonra uykunuz geliyor mu?9 - Spor yaparken zorlanıyor musunuz?10 - İş performansınız düştü mü?1 ve 7 numaralı soruların cevabı 'evet' ise, veya bu sorular dışında 3 sorunun cevabı 'evet' ise erkeklik hormonunda azalma belirtileri var demektir.
[11.10.2005]
Altın Öğün: Kahvaltı
Yaşam temposunun hızlanmasıyla beslenme alışkanlıkları da değişiyor. Çoğumuz sabahları kahvaltı etmeden evden çıkmak zorunda kalıyoruz; oysa vücudumuz beslenmeye en çok sabah saatlerinde ihtiyaç duyuyor.
- Kahvaltı etmemek, sürekli yorguluk hissine, strese ve konsanrasyon güçlüğüne neden oluyor.
Kahvaltı; demir, fosfor, kalsiyum ve protein açısından gerçek bir kaynak olup uyanır uyanmaz gereksinim duyulan tüm besinleri karşılayıp, büyük işler başarmak için vücudu tümüyle hazır hale getirir. Sanılanın aksine, kahvaltı yapmamak kilo almaya neden olur. Kahvaltı yapılmadığında metabolizmayı yavaşlar; vücut koruma sistemini devreye sokarak yağ depolamaya başlar. KAHVALTIDA B VİTAMİNİKahvaltı sayesinde saat 10:00’dan itibaren vücut fonksiyonları eksiksiz çalışır. Kahvaltıda alınan besinlerle hücrelerde azalan kan şekeri dengelenir.Kahvaltı müthiş bir enerji kaynağı olup karbonhidratlardan ekmek, mide bağırsak sisteminin çalışmasını kolaylaştırır, sindirim sorunu yaratmaz, açlık duygusunu bastırır. Türk mutfağında kahvaltıda genellikle B vitamini eksikliği görülür. B1 vitamininin en iyi kaynağı buğdaydır. Ancak buğday da temizlenirken % 30 kayıp olur. Zaman zaman mısır gevrekleri bu eksikliğin giderilmesini, yanında tüketilen süt ve peynir ile kolaylaştırabilir. B1 vitamini, besinlerden alınan karbonhidratın enerjiye dönüşmesini sağlar. Depresyon ve zihinsel yorgunluğu engeller. KAHVALTIDA ALINMASI GEREKEN ÜRÜNLERSüt ve ürünleri: Beyinsel ve bedensel oluşumun güçlenmesini sağlar. Yağ, protein, karbonhidrat, mineral ve vitaminden oluşan süt, her yaşa hitap eder. Erişkinlerde az yağlı olanlarının tercih edilmesi daha uygun düşer. Büyüme çağındaki çocukların, hamilelerin, emzirenlerin bu ürünleri gün içerisinde belirtilen oranlarda alması gerekir.Peynir: Peynir, Kalsiyum ve B vitamini yönünden oldukça zengin olup günlük peynir ihtiyacı yaşa ve özel durumlara göre değişir. Ortalama 1 ya da 2 kibrit kutusu ihtiyacımızı karşılar. Yumurta: İyi bir protein kaynağıdır. Erişkinler, haftada 2 kere peynir yerine 2 adet yumurta, çocuklar ise gün aşırı tüketilmesi gerekir.Kahve ya da çay: Midesi zayıf veya ülser olanların, yüksek tansiyonlu ve kalp rahatsızlığı çekenlerin kafeinden uzak durması gerekir. Çayın içinde bulunan ‘tanen’ kafeine oranla daha uyarıcıdır. Ancak bir bardak çayda bulunan ‘tanen’ aynı orandaki kahveye kıyasla daha azdır. Çay ya çok açık, veya limonlu tüketilerek, ya da çok demlenerek ‘tanen’ miktarı düşürülebilir. Bu madde demir emilimini zorlaştırır ve kansızlığa neden olur.İDEAL KAHVALTIBir bardak oda sıcaklığında su, bunu C vitamini ağırlıklı bir porsiyon meyva ve daha sonra yukarıda sayılan besin öğelerinden en az 1 porsiyon peynir, bir bardak süt, 4 adet zeytin, 1 tatlı kaşığı bal ya da reçel, 2-3 dilim çavdar, kepek ya da yulaf ekmeği ve bir porsiyon söğüş domates-salatalık ile mükemmel bir kahvaltı yapıp güne zinde başlanabilir.
KAYNAK: www.egos.com.tr
Genel Bilgiler: ALLERJİ NEDİR ?
Allerji kelimesi Yunanca'da diğer anlamına gelen "allos"'dan köken alır.
Bu terim bağışıklık sistemi içindeki herhangi bir "değişmiş reaksiyon"u tanımlamaktadır. Allerji, normalde zararsız olan maddelere karşı anormal ve zararlı bağışıklık sistemi cevapları vermektir.
Bu karmaşık cümle ne anlama gelir? Bir örnekle açıklayalım: Bitki polenleri normalde insanlar için zararlı olmayan taneciklerdir. Ancak bazı kişilerde polenlere maruziyet nezle şikayetlerinin ortaya çıkmasına neden olur. Bu olay “allerji”, böyle kişiler de “atopik bünyeli” olarak adlandırılmaktadır.
Atopi; normalde zararsız olan maddelere karşı, “İmmunglobulin E” adı verilen bağışıklık sistemi maddelerinin aşırı miktarda yapılması özelliğidir.
Bu özellik genetik olarak kazanılmaktadır. Diğer bir deyişle atopik bünyeli bir kişi, allerjik hastalık gelişimine neden olan bu özelliğini anne ya da babasından geçen genlerle almaktadır. Kişinin allerjik olup olmaması sadece genetik faktörlere bağlı değildir. Kalıtıma ek olarak “çevre”nin de allerji gelişiminde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Tek yumurta ikizleriyle ilgili çalışmalar bu "genetik olmayan" faktörlerin güçlü rolünü çok iyi ortaya koymaktadır. Genetik yapılarının aynı olmasına rağmen tek yumurta ikizlerinin sadece % 25-50'sinde aynı allerjiler veya aynı allerjik hastalıklar gözlenmektedir.
Belli bir zaman süresince belli bir allerjenle yüksek düzeyde karşılaşan bir kişinin o allerjene karşı duyarlılık kazanma şansı, daha az karşılaşan kişiye göre daha fazladır. Örneğin, erken yaşlarda yüksek miktarda ev tozu akarıyla karşılaşmanın, daha sonra ev tozu akarına allerjik olma riskini dramatik olarak arttırdığı kesin olarak gösterilmiştir.
Ayrıca, özellikle sigara dumanı başta olmak üzere bazı irritanlara maruziyet allerjenlere duyarlılaşmada önemli rol oynamaktadır.
Onlarla birlikte yaşıyoruz: EV TOZU AKARLARI
Allerjik hastalıklar, genetik özelliklerin çevresel faktörlerle birleşmesi ile ortaya çıkmaktadır. En önemli çevresel faktörler allerjenler, hava kirliliği ve sigara dumanına maruziyettir.
Günümüzde allerjik şikayetleri kontrol altına alan birçok ilaç geliştirilmiştir. Ancak allerji tedavisi sadece ilaçlara bağımlı değildir. Allerjenlerden sakınmak ilaç tedavileri kadar önemlidir. Çünkü allerjik nezle ve allerjik astım gibi hastalıklarda şikayetlerini artıran en önemli faktör allerjenlerdir.
Kuşkusuz tüm allerjenlerden korunmak mümkün değildir.
Bu nedenle allerjenden korunma denildiğinde, ilk akla gelen ev tozu içinde bulunan allerjenler olmalıdır.
Ev tozunda pamuk ve diğer lifler, akarlar, ev hayvanı artıkları, bakteriler, çeşitli bitki ve böcek artıkları bulunmaktadır.
Bunların içinde en önemli olanı ise “ev tozu akarları”dır.
Akarlar, sıcak ve nemli ortamlarda kolaylıkla çoğalabilen, gözle görülemeyecek kadar küçük canlılardır. Yastık, yatak, halı ve mobilyalar gibi toz tutan ev eşyalarında yüksek oranda bulunurlar. İnsan deri döküntüleri ile beslenirler. Klasik ev temizlik yöntemleri ile akarları ve allerji yapıcı maddelerini evlerden uzaklaştırmak mümkün değildir. Kısaca herkesin evinde doğal olarak bulunan canlılardır.
Bir gram ev tozu içinde 100-500 adeti canlı olmak üzere, yaklaşık olarak 19.000 adet akar bulunur. Akarların en önemli allerjen kaynağı dışkılarıdır. Bir akar günde ortalama 20 kez dışkılar ve 100 akar bir haftada 2 mikrogram allerjen üretir. 1 gram ev tozunda 2 mikrogramın üzerinde akar allerjeni bulunması allerji gelişimi için risk faktörü ve 10 mikrogramın üzerinde bulunması ise, astım atağı için risk faktörü olarak kabul edilmektedir.
Kısa bir özet yapalım:
1. Allerjik bünyeli kişilerin özellikle hayatın erken dönemlerinde akarlarla karşılaşmaları, allerjik nezle ve astım gibi hastalıkların gelişmesi açısından bir risk faktörüdür.
2. Akar allerjisi olanlarda, bu canlılara maruziyet allerjik hastalıkları şiddetlendirmektedir.
Buradan net bir sonuç çıkmaktadır: “Allerjik kişiler akar allerjenlerinden korunmak için birtakım önlemler almalıdır”.
Akarların varlığını sürdürmesi için, insan deri döküntülerine, nem, ısı ve toz tutan ev eşyaları gereklidir.
Bu koşulları en iyi karşılayan ortam yatak odalarımızdır.
Günde 8 saat uyuduğumuzu kabul edersek; akar allerjisi olan bir hastanın, ömrünün yaklaşık üçte birini, bol miktarda akar barındıran bir yastık ve yatak üzerinde geçirdiği söylenebilir.
Bu nedenle akarla mücadeleye yatak odalarından başlanmalıdır.
Allerjik kişiler akar allerjenlerinden nasıl etkilenir?
1. Yatak-yastık-yorganda bulunan akar allerjenleri...
2. Uykuda solunum yolllarına geçer...
3. Akciğerlerde hava yollarına (bronş) ulaşır...
4. Ve allerjik reaksiyonu başlatır...
5. Hava yolları daralır, balgam yapımı artar... Hastada gece öksürüğü, hırıltılı solunum ve nefes darlığına neden olur...
Akar allerjenlerinden korunmak mümkündür !
Akar allerjenleri kumaş gözeneklerinden geçebilir. Çarşaf ve yastık kılıflarımız özel anti-allerjik kumaşlardan yapılmamış ise, uyuduğumuz sürece yatağımızdaki akar allerjenleri solunum yollarımıza geçer. Özel yatak takımlarının kullanılması akar temasını önemli ölçüde azaltmaktadır.
Yatakların zaman zaman havlandırılması ve yüksek vakumlu süpürgelerle temizlenmesi faydalıdır. Yataklar içinde biriken akarları ve her türlü ev tozu allerjenini temizleyen teknolojiler de geliştirilmiştir.
Yastık kılıfı, çarşaf ve nevresimleri 55 ºC’nin üzerinde ısılarda yıkamak hem allerjenleri uzaklaştırır, hem de akarları öldürür.
Halılar akarlar için en uygun barınma ve çoğalma ortamlarındandır. Yatak odasındaki halı mutlaka kaldırılmalıdır. Daha az toz tutan, kolay temizlenebilen ve yıkanabilen, yer örtüleri ya da sentetik yer döşemeleri tercih edilmelidir.
İçi doldurulmuş ve tüylü oyuncaklar çocuk odalarından uzaklaştırılmalıdır. Giysiler elbise dolabında muhafaza edilmeli ve dolap kapakları kapalı tutulmalıdır. Kısaca yatak odaları toz tutan eşyalardan arındırılmalıdır.
Genel Bilgiler: ALLERJİK HASTALIKLAR
ALLERJİK HASTALIKLAR NASIL OLUŞUR ?
Vücudumuzu hastalıklardan koruyan bağışıklık sistemi bazı kişilerde, normalde zararlı olmayan maddelere karşı da reaksiyon gösterebilir.
Atopik yani "allerjik bünyeye sahip" kişilerde, allerjenlerle bağışıklık sisteminin tekrarlayan karşılaşmaları sonucunda, allerjenlere karşı IgE tipinde antikorlar oluşur.
Bu sürece "duyarlılaşma" denir. Duyarlılaşma süreci tamamlandıktan sonra, allerjenle her temas sonrasında, kısa süre içinde kişide allerjik hastalık bulguları ortaya çıkar.
Bu olaylar mast hücresi ve bazofiller adı verilen ve üzerinde allerjene özel IgE antikoru taşıyan bir grup hücrenin salgıladığı mediatörler aracılığı ile gelişmektedir.
Bu mediatörlerin (başta histamin olmak üzere bir grup biokimyasal madde) etkisi ile hedef organlara ait (gözler, burun, solunum yolları gibi) allerji bulguları ortaya çıkar.
ALLERJİK HASTALIK BULGULARI NELERDİR ?
Deride
Ürtiker : Değişik büyüklüklerde olan kaşıntılı kabarıklıklardır. “Kurdeşen” veya “dabaz” olarak ta adlandırılır. (ayrıntılı bilgi için)
Anjioödem: Derinin alt tabakalarında sıvı birikmesi yani ödem ile ortaya çıkan şişliklerdir. Genellikle yüz, göz kapakları, dudaklar ve genital bölgede oluşur. (ayrıntılı bilgi için)
Göz ve üst solunum yollarında
Gözlerde kızarıklık ve kaşıntı,
Burun tıkanıklığı ya da burun akıntısı,
Burunda kaşıntı ve hapşırma.
Alt solunum yollarında
Solunum zorluğu,
Hışırtılı solunum (vizing),
Öksürük.
Kalp ve damar sisteminde
Çarpıntı (nabız sayısında artma),
Tansiyon düşüklüğü.
Mide-barsak sisteminde
Bulantı – kusma,
Karın ağrısı ya da karın krampları.
Sinir sisteminde
Şuur bulanıklığı,
Bayılma
Anafilaksi (allerjik şok)
Nadir de olsa tüm sistemlere ait bu bulguların hepsi birarada görülebilir ve anafilaksi olarak adlandırılır. Allerjik reaksiyonların en ağır şeklidir.
ALLERJİK HASTALIKLAR NELERDİR ?
Allerjiyi başlatan mekanizmalar genellikle aynı olmakla birlikte, etkilenen organa göre değişen klinik bulgular ortaya çıkar. Allerjik hastalıklar ortaya çıkan bulgulara ve etkilenen doku ve organ sistemine göre adlandırılır.
Sık görülen allerjik hastalıklar şunlardır:
Allerjik rinit
Allerjik konjunktivit
Astım (bronşiyal astma)
Gıda allerjisi
İlaç allerjisi
Arı allerjisi
Atopik dermatit
Ürtiker ve anjioödem
Lateks allerjisi
Genel Bilgiler: ALLERJİK HASTALIKLARDA TEDAVİ PRENSİPLERİ
..
ELİMİNASYON (Allerjenlerden Korunma)
Hastanın duyarlı olduğu allerjenlerle temasını önlemektir.
Bu konu çok önemlidir. Çünkü birçok allerjik hastalıkta şikayetler genellikle allerjenle teması takiben gelişmektedir. Buradan "basit" fakat "çok önemli" bir sonuç çıkar: Allerjenle temas yoksa aktif hastalık bulguları olmayacaktır!
ÖRNEK 1 : Akarlara bağlı "allerjik riniti" olan bir hastanın evinde akarlara maruziyeti önleyecek yöntemleri uygulaması allerjik rinit şikayetlerini de önleyecektir.
ÖRNEK 2 : Gıda allerjilerinin tek tedavisi hastanın allerjisi olan gıdaları yememesidir. Aynı şekilde, ilaç allerjilerinde de en etkili tedavi yöntemi allerjiden sorumlu ilacın alınmamasıdır.
ÖRNEK 3 : Arı allerji olan bir hastanın arı tarafından sokulmasını engelleyecek tedbirler alması da bir eliminasyon tedavisidir.
FARMAKOTERAPİ (İlaçlarla Tedavi)
Hastalık belirti ve bulgularını ilaçlarla kontrol altına almak, tedavi etmektir.
ÖRNEK 1 : Ürtiker (kurdeşen) şikayetlerinin antihistaminler ile giderilmesi.
ÖRNEK 2 : Astımlı hastalarda kısa ve uzun etkili bronş genişletici ilaçlar ve kortikosteroidler ile şikayetlerin kontrol altına alınması ve atakların önlenmesi.
İMMÜNOTERAPİ
Aşı tedavisi olarak bilinir. Hastanın duyarlı olduğu allerjenlerin gittikçe artan dozlarda enjekte edilmesidir. Amaç, allerjenlere karşı tolerans geliştirmek ve hastanın allerjik olduğu maddelerle karşılaştığında allerjik reaksiyon oluşturmasını önlemektir.
GIDA ALLERJİSİ: Genel Bilgiler
Tanımlar
Gıdalar insan vücudunda birçok reaksiyona (tepkimeye) neden olabilir. Ancak gıdalara bağlı her reaksiyon allerji değildir. Gıdalarla oluşan reaksiyonların bir kısmı, o gıdayı alan her insanda oluşabilen reaksiyonlardır. Bunlar gıdalar içinde bulunan toksik veya mikrobik maddelere bağlıdır.
Gıdalarla oluşan reaksiyonların diğer bir kısmı ise, sadece bazı kişilerde oluşur. Genel olarak 2 gruba ayrılır:1. Allerjik olmayanlar: Örnek; doğuştan bir enzim eksikliği (süt bazı insanlarda karın ağrısı, şişkinlik, gaz ve ishale neden olabilir. Bu genellikle süt içindeki laktoz adlı şekeri parçalayan laktaz enzimi eksikliğine bağlıdır).2. Allerjik gıda reaksiyonları
Gıda allerjileri ne oranda görülür?
Gıda allerjileri erişkinlerde %1, çocuklarda %2.5 oranında görülmektedir.
Bu sayılar iki önemli noktayı işaret eder:
1. Çocuklarda gıda allerjileri daha sıktır,
2. Gıda allerjilerinin bir kısmı yaşla birlikte kaybolmaktadır.
Ancak astım ve allerjik nezle gibi diğer allerjik hastalıklarda olduğu şekilde, gıda allerjilerinin de görülme sıklığı artmaktadır.
En çok hangi gıdalar allerjiye neden olur?
Gıda allerjilerinin %90’ı;ÇocuklardaSütYumurtaYerfıstığıBuğdaySoyaFındık, ceviz... ErişkinlerdeYerfıstığıFındık, ceviz... BalıkDeniz kabukluları
....
Gıdalar arasında çapraz reaktivite nedir?
Bağışıklık cevapları maddelerin tamamına değil, “epitop” adı verilen bazı özel allerji yapıcı bölgelerine karşı gelişir. Gıdalar ve diğer allerjenler arasındaki bu allerji yapıcı bölge benzerliği, çapraz reaksiyonlara neden olabilir.
Gıda-gıda, gıda-polen, gıda-mite ya da gıda-lateks şeklinde çapraz reaksiyonlara rastlanmaktadır.
Örnek olarak, inek sütüne allerjisi olanlar, koyun veya keçi sütüne karşı çapraz allerjik reaksiyon verebilirler.
Diğer örnekler;
İstakoz - Karides – Yengeç
Mite – Kabuklu deniz ürünleri
Lateks – Kestane, Avakado, Muz
Gıda allerjilerinde ne gibi bulgular görülür?
Bir gıda farklı kişilerde farklı semptolara neden olabilir
Aynı kişide farklı zamanlarda farklı semptomlara neden olabilir
Aynı kişide farklı dozlarda farklı semptomlara neden olabilir
Mide barsak sistemi
Bulantı-kusma
Karın ağrısı, krampları
İshal
Solunum sistemi
Nezle
Astım
Soluk borusunda ödem
Deri
Kaşıntı
Kızarıklık
Ürtiker ve anjioödem
Egzema
Anafilaksi
Bu bulguların hemen tamamının birarada olabildiği, ayrıca tansiyon düşüklüğü, kalp atım sayısında artma ve şuur kaybı ile seyredebilen en ağır allerjik reaksiyondur.
Gıda allerjisi ile birlikte olan klinik tablolar
“Çölyak hastalığı”, “Eozinofilik gastroenterit” gibi sindirim ve barsaktan emilim bozukluğuna, sonuçta büyüme, gelişme geriliğine neden olan hastalıklar.
Astım, rinit ve diğer solunum yolu hastalıkları.
Atopik dermatit (egzama)
Gıda allerjisi ile ilişkisi tartışmalı olan klinik tablolar
İrritabl kolon (huzursuz barsak)
MigrenHiperaktivite ve dikkat eksikliği sendromu
İltihabi barsak hastalığı
Depresyon
Enürezis (uykuda idrar kaçırma)
Kronik yorgunluk sendromu
Epilepsi (sara hastalığı)
ALLERJİK RİNİT NEDİR ?
Rinit, burun iç kısmını döşeyen ve mukoza adı verilen dokunun inflamasyonu (iltihabi reaksiyonu) anlamına gelir. Mukozadaki bu rahatsızlık, hastalarda burun akıntısı, burun kaşıntısı, ard arda hapşırma ve burun tıkanıklığı gibi şikayetlere neden olur.
Rinitler ayrıca yorgunluk, başağrısı, algılama ve öğrenmede yetersizlik gibi şikayetlere neden olur. Tüm bunlar kişilerin yaşam kalitesini etkilemektedir.
Rinitlerin birçok nedeni vardır, ancak hastaların yarısında neden ALLERJİdir.
Duyarlı, yani allerjik kişilerin, sorumlu allerjenle karşılaşmaları sonrasında burun akıntısı, burun kaşıntısı, ard arda hapşırma ve burun tıkanıklığı gibi şikayetlerin ortaya çıkmasına ALLERJİK RİNİT (NEZLE) adı verilir.
Bu şikayetler allerjenlerle karşılaşmayı takiben dakikalar içinde başlar ve saatler boyu sürer.
KAÇ ÇEŞİT ALLERJİK RİNİT VARDIR?
MEVSİMSEL Allerjik Rinit
Halk arasında SAMAN NEZLESİ ya da YAZ NEZLESİ olarak ta bilinir. Tüm allerjik rinit olgularının yaklaşık %20 ‘sini oluşturur. Ağaç poleni, çayır poleni ve yabani ot polenlerine karşı allerji gelişmesi sonucunda ortaya çıkar.
Şikayetler bu allerjenlerin atmosferde yoğun olduğu dönemlerde belirgindir.
Hastalığın yıl içindeki süresi, yaşanılan coğrafi bölge ve iklim ile yakından ilişkilidir.
Polen mevsimi dışında hastalar genellikle rahattır.
Ancak polenlerin atmosferde yoğun olduğu ilkbahar aylarında günler boyu devam eden ve yaşam kalitesini bozan allerjik rinit şikayetleri vardır.
YILBOYU DEVAM EDEN (perennial) Allerjik Rinitler
Allerjenlere temasın yıl boyu devam ettiği ve şikayetlerin genellikle tüm yıla yayıldığı allerjik rinit şeklidir.
Neden olan allerjenler ev tozu akarları (mite), hamamböcekleri, ev hayvanı allerjenleri (kedi, köpek, hamster gibi), ve mantar sporlarıdır (küf).
MESLEKSEL Allerjik RinitlerÇalışma ortamındaki allerjenlere ya da irritan (tahriş edici) maddelere bağlıdır.
Hapşırma, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi allerjik rinit bulguları çalışma ortamına girdikten sonra ortaya çıkar.
Hastalar hafta sonlarında ve tatillerde rahattır
Allerjik Rinitlerde Şikayetleri Tetikleyen Faktörler
En önemli etken hastanın duyarlı olduğu yani allerjiik olduğu allerjenlerdir.
MEVSİMSEL ALLERJİK RİNİTLERDE:
Polenlerin türü, şikayetlerin süre ve şiddetini belirler.
İlkbaharın erken dönemlerinde ortaya çıkan allerjik rinit genellikle ağaç polenlerine bağlıdır.
Hastanın çayır poleni allerjisi varsa şikayetler genellikle ilkbaharın ilerleyen aylarında ve yaz başında ortaya çıkmaktadır.
Yabani ot polenleri ise yaz ortasından başlayıp sonbahara kadar allerjik rinit şikayetlerine neden olur.
YILBOYU DEVAM EDEN ALLERJİK RİNİTLERDE:
En önemli allerjen ev tozu akarlarıdır (mite). Akarlar ev tozu içinde yaşayan ve gözle görülemeyen canlılardır. Hastanın yaşadığı ortamda sürekli olarak akar allerjenlerine maruz kalması şikayetlerinin yılboyu devam etmesine neden olur.
Hamamböcekleri de önemli bir ev içi allerjen kaynağıdır. Allerjisi olanlar, hamamböceği allerjenlerine maruz kaldıklarında rinit şikayetleri ortaya çıkmaktadır.
Diğer bir ev içi allerjen ise ev hayvanı allerjenleridir. Özellikle kedi antijenleri çok önemlidir. Bulaştığı ortamda aylarca varlığını devam ettirebilir. Sadece ev içinde değil, okul, işyeri ve toplu taşıma araçlarında da yüksek düzeylerde tespit edilmiştir.
Ayrıca mantar (küf) allerjisi olanlarda, eviçi mantarlara maruziyet şikayetleri tetikleyecektir.
TÜM BU ALLERJENLER DIŞINDA;
Allerjik rinitlerde, burun mukozası çok hassas bir hale geldiğinden, birçok faktör allerjen yapısında olmasa bile hastalarda şikayetleri başlatır.
Bu faktörlerin en başında sigara dumanı gelir. Bu nedenle allerjik rinitli hastalar kesinlikle sigara kullanmamalı ve sigara dumanına maruz kalmamalıdır.
İyi kokular (parfüm, deodorant), keskin kokular (deterjan, sabun, çamaşır suyu), kötü kokular ve hava kirliliği de allerjik rinitli hastalarda şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Allerjik Rinitlere Eşlik Eden Hastalıklar
Allerjik konjunktivit
Gözün ön kısmını ve göz kapaklarının iç kısmını örten zar tabakasının allerjisidir. Gözlerde kızarıklık, yanma, batma, şişlik ve gözyaşı salgısının artması gibi şikayetlere neden olur. Mevsimsel allerjik rinitlerde sık görülmektedir.
Sinüzit
Yüz kemikleri arasında bulunan ve sinüs adı verilen boşlukların iltihabıdır. Sinüs duvarlarında ve kanallarında allerjiye bağlı olarak oluşan ödem ve daralmalar sinüzit gelişimine neden olmaktadır.
sinüs anatomisi
Orta kulak iltihabı
Orta kulak boşluğu ve burun arasında östaki tüpü adı verilen kanalın, allerjiye bağlı ödem nedeniyle tıkanması, orta kulakta sıvı birikimine ve iltihablanmalara neden olur. Özellikle okul çağı çocuklarda önemli bir problemdir. Çünkü allerjiye bağlı işitme azalmaları çocuğun okul performansını belirgin olarak etkilemektedir. kulak anatomisi
ALLERJİK RİNİTLER ALLERJİK ASTIMA NEDEN OLUR MU ?
Allerjik rinit hastalarının yaklaşık yarısında allerjik astım şikayetleri de vardır. Hatta astım şikayetleri çok belirgin olmasa bile, hastaların önemli bir kısmında akciğer hava yollarında, allerjenlere ve irritan maddelere karşı aşırı cevaplılık vardır. Allerjik rinitin etkili bir şekilde tedavi edilmesi, akciğer şikayetlerinin ortaya çıkmasını
ALLERJİK RİNİTLERİN TEDAVİSİ
1. ALLERJENLERDEN KORUNMA
Tedavinin en önemli basamağıdır.
Hastaları ev içi allerjenlerden korumak büyük oranda mümkündür (Ayrıntılı bilgi için ).
Polen allerjilerinde ise korunma zordur. Ama yine de alınabilecek bazı önlemler vardır:
Polenlerin en yoğun olduğu sabahın erken saatlerinde mümkünse dışarı çıkılmamalı,
Evin havalandırılması öğleden sonra yapılmalıdır.
Dış ortamdan kapalı ortama girince, burun içi ve gözler su ile yıkanmalıdır.
Mümkünse seyahat ederken araba pencereleri kapalı tutulmalıdır.
Ayrıca polen filtreleri de fayda sağlamaktadır.
2. İLAÇ TEDAVİSİ
Şikayet giderici ilaçlar (antihistaminler):
Burun akıntısı, hapşırma, kaşıntı ve burun tıkanıklığının geçici süreyle ortadan kalkmasını sağlarlar.
Tedavi edici ilaçlar:
En önemlisi, çok düşük dozlarda kortizon içeren burun spreyleridir. Burundaki allerjik reaksiyonu tedavi ederler. Bu ilaçlar ağız yoluyla kullanılan kortizonlu haplardan çok farklıdır. Allerji Uzmanı hekim kontrolünde ve doğru uygulama ile uzun süre kullanılabilen, emniyetli ilaçlardır.
3. AŞI TEDAVİSİ (İmmünoterapi):
Hiçbir tedavi allerjik genetik yapıyı ortadan kaldıramaz. Ancak, immunoterapi yani allerji aşısı, şikayetleri başlatan en önemli faktörler olan allerjenlere karşı duyarlılığı büyük oranda azaltılabilir.
Aşı tedavisi bilgi ve tecrübe gerektirir. Tedavinin EMNİYETLİ ve BAŞARILI olması için, allerji testlerinin uygulanması, aşı kararının verilmesi, planlanması ve sürdürülmesi mutlaka bu konuda ihtisas sahibi ALLERJİ UZMANLARI tarafından yapılmalıdır
www.allerjim.com
AFT ve UÇUK
Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.
Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.
Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.
Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?
STRES Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir. Hanımlarda premenstural gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.
YİYECEKLER Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.Bunların yanı sıra bazı bünyeler için alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu deniz hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekle.de aft oluşumunu hızlandırırlar.
TRAVMA Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.
DİŞ MACUNU Diş macunlarının temizleme özelliğini artırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan "sodyum lauryl sulhate" ( SLS ) mukoza hücrelerinin yıkımını artıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir. Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom's of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)
SİSTEMİK HASTALIKLAR Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır. Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.
DİĞER NEDENLER B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara içme, tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.
yukarı
TedaviAftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:
Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:
Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.
"2% hydrogen peroxide" solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.
Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.
Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,
Yemeklerden önce aft bölgesine "xylocaine" solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.
Aft üzerine uygulanacak "orabase", "Gly-oxide", "Cankaid","Ambesol" gibi ağız içi kremler uygulanabilir.
"sucralfate" tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.
Özellikle aftı başlangıç aşamasında "tetrasiklin" tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid "%0.1 lik triamcinalone" uygulanması ya da steroidli bir gargara "betamethasone syrup" ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
"Chlorhexadine" gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.
"Tetrasiklin" şurup la hazırlanan 12,500 unite "nystatin", 1.25 mg "diphenhydramine", ve 0.25 mg/m "hydrocortisone" karışımı 'shotgun' solusyonu olarak kullanılabilir.
yukarı
AFT (canker sores=mouth ulcers) ile UÇUK (fever blisters=cold sores) arasındaki farklılıklar:
Aft ile uçuk genellikle aynı belirtileri gösterdikleri için birbirleri ile karıştırılabilmektedir. Ancak aralarında birçok temel farklılık vardır:
AFT1. Kesinlikle ağız içersinde oluşur. 2. Bulaşıcı değildir. 3. Aftın oluşmasına virüsler neden olmaz.
UÇUK 1. İçi su toplamış küçük kabarcıklar (blisters) şeklinde başlar. 2. Nadiren ağız içerisinde olsalar da genellikle ağız dışında meydana gelirler. Aft ağız içerisinde tüm bölgelerde olabilmesine karşın uçuk genellikle ağız içerisinde damak tavanı gibi hareketsiz bölgeleri tutar. 3. Bulaşıcıdır. 4. Virüsler tarafından meydana getirilir.
UÇUĞUN BELİRTİLERİ NELERDİR? Uçuk çıkmadan önce kendini belli eder (0-24 saat önceden); karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama hissedilir. Bunu o bölgenin kızarması, şişmesi ve daha sonra da içi sıvı dolu kabarcıkların ortaya çıkışı izler. Bu kabarcıklar konuşurken, gülerken, yiyip içerken acı ve ızdırap verir. Zamanla kuruyup çatlar, sızıntı yapar ve açılarak görüntüyü bozan çirkin bir yara haline gelir.
yukarı
NASIL BULAŞIR? Uçuk, ön belirtileri ile açık yaranın kapanması süresi arasında bulaşıcıdır. Uçuğu olan bir kişinin kullandığı, havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalardan ve uçuklu kişinin öpmesi sonucu bulaşır. Uçuk virüsü (Herpes simpleks) ile insan genellikle ilk defa küçükken (0-5 yaş) tanışır. Uçuğu olan aile bireylerinden birinin “Sevgi dolu” öpücüğü sonucunda uçuk virüsü vücuda girer. Çoğunlukla fark edilmeyen küçük kızarıklıklar şeklinde ortaya çıkar; ağız içi, diş etleri ve dudaklar enfekte olur. Ama kimi hassas bünyelerde ciddi enfeksiyon şeklinde görülebilir. DİKKAT! UÇUK BULAŞICIDIR!
Uçuğa dokunulmamalıdır. Dokunulursa eller çok iyi yıkanmalıdır.
Bayanlar makyajlarını çıkarırken özellikle çok dikkat etmelidirler. Kesinlikle gözlere dokunulmamalıdır.
Özellikle bebekler, çocuklar ve diğer insanlar öpülmemelidir.
Uçuklu insanın kullandığı havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalar ayrılmalı ve başkalarının kullanmasına izin verilmemelidir.
Yerken, içerken kullanılan malzemeler özellikle çocuklar ile paylaşılmamalıdır.
Uçuk ve uçuk yarasının kabuğu ile oynanmamalıdır. (Parmaklara uçuk virüsü bulaştırırken, uçuk yarasına da diğer mikroplar bulaştırılmış olur.)
yukarı
NİÇİN NÜKSEDER? Uçuk virüsü (Herpes simpleks) vücuda girip ilk enfeksiyonu yaptıktan sonra o bölgedeki isnir düğümüne girip yerleşir ve istenmeyen bu misafir, vücudun zayıf düştüğü durumlarda çoğalır ve uçuk çıkar.
Stres
Aşırı yorgunluk, uykusuzluk
Aşırı güneş ışığı ve UV ışınları
Diğer enfeksiyonlar
Adet dönemi, hamilelik gibi durumlarda virüs aktif hale geçebilir.
KONTROL EDİLEBİLİR Mİ? Öncelikle uçuğun nüksetmesine sebep olan durumlardan sakınmak gerekir. Örneğin strese bağlı olarak gelişir ise; stresimizi azaltacak gevşeme tekniklerini öğrenmek. Yorgunluk ve uykusuzluk sebep ise; dinlenmek ve iyi uyumak. Güneş sebep oluyor ise; dudaklar için koruyucu krem ya da yüksek koruma faktörlü güneş yağı kullanmak ve şapka ile yüzü güneşten korumak gerekir. Tüm alınan önlemlere rağmen uçuk yine de nüksedebilir. Ön belirtiler (karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama) hissedildiğinde o noktaya kısa aralarla antiviral bir uçuk kremini uygulamak gerekir. Uçuk ya hiç çıkmayacaktır ya da çıksa bile hafif seyredecektir.
yukarı
EN ETKİLİ ŞEKİLDE NASIL TEDAVİ EDİLİR? Önceden bazı madde ve ilaçlar uçuğun verdiği rahatsızlığı azaltmak için kullanılmıştır:
Alkol ve antiseptik ilaçlar, Uçuğun üzerindeki bakteri enfeksiyonunun gelişmesini engeller
Ağrı kesici ilaçlar; Uçuğun sebep olduğu ağrıyı azaltır.
Buz uygulamak; Ağrı azaltılabilir
Oysa günümüzde etkili tedavide kullanılan antiviral uçuk kremleri, deriden geçerek uçuk virüsüne (Herpes simpleks) etki eder ve deriye zarar vermelerini engeller.
KİMLER ÖZELLİKLE RİSK ALTINDADIR?
Sık sık veya uzun süreli olarak uçuk çıkıyorsa (Örneğin tedaviye rağmen 10 günden daha uzun süre devam ediyorsa)
Uçuk, bir bebekte ya da 6 yaşından küçük bir çocukta çıkmışsa
Dudak, ağız ve burun çevrenizin dışındaki vücut bölgelerinde, özellikle de gözlerinizde, parmaklarınızda ya da cinsel organınızda uçuk çıkmışsa
Uçuk ile birlikte baş ağrısı, ateş ve kas ağrısı gibi başka şikayetleriniz varsa
Uçuk sarı renkte cerahatli ise
Bağışıklık sisteminizi baskı altına alan ilaçlar, örneğin kortizonlu ilaç kullanıyorsanız
Bağışıklık sisteminizin zayıflığı (yani bulaşıcı hastalıklarla mücadele etme gücünüzün azalmış olması) nedeniyle tıbbi kontrol altındaysanız.
www.hekimim.com
30 Mart 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder