Aspirinin Zararları
Uzmanlar, yararları saymakla bitmeyen aspirinin, zehirleyici özelliği ve öldürücü etkisinin de bulunduğuna dikkat çekti. Uzmanlara göre, özellikle mide ülserlilerde tek bir tablet bile ciddi kanamalara neden olabilir. Aspirinin ilaç olduğunu unutmayınAspirini bir ilaç olarak değerlendirmek ve mutlaka hekim kontrolünde kullanmak gerektiğini kaydeden uzmanlar, "Damar sertliği tedavisinde, ya da kanın sulandırılmasında, belli yaşın üzerinde tansiyonu yüksek kişilerde damar sertleşmesini azalttığı için, günde 1 tane 300 miligramlık tabletler kullanılıyor. Bunun yanı sıra romatizmal hastalıkların tedavisinde ağrı kesici, ateş düşürücü olarak kullanılıyor. Ancak yan etkileri de sözkonusu. Bu nedenle herhangi bir ilacı alırken olduğu gibi asprini de bir ilaç olarak değerlendirmek ve mutlaka hekim kontrolünde kullanmak gerekir'' diye belirtiyor.Aspirin alırken bunlara dikkat* Aspirini alkolle almayın, mide kanamsı riskini arttırır* Asprin çocukların gözü önünde, ortalıkta bulundurulmamalı. Çünkü 500 miligramlık tabletten, 1 yaşında 10 kilo ağırlığında bir çocuk 6 tane içerse zehirlenip ölebilir. Çok aspirin küçük dozlarda zehirleyici etkiye sahip. Zehirlenme durumunda da mutlaka hastane ve yoğun bakım tedavisi gerekir. Kurtulma oranı da çok düşüktür. Özellikle çocukların elinin altında bulundurulmaması, saklanması gerekir. * Yüksek dozda aspirin içilmesi ciddi solunum sorunları oluştu, bilinç kaybına neden olabilir.
1) Anneler okula yeni başlayan çocuklarıyla ilgili nelere dikkat etmeliler?Çocuğu, okula başlamadan önce okula gideceği konusunda bilgilendirmek ve psikolojik olarak okula hazırlamak çok önemlidir. Aileler okullar açılmadan birkaç ay önce çocuğa okula başlayacağını söylemelidirler.Çocuk, hangi okula gideceği, çocuğa okula başlamadan bir kaç ay önce okula başlayacağı konusunda bilgi verme, okulun nasıl bir yer olduğu, okulda neler yapacağı, arkadaşlar ve öğretmenlerle birlikte okuma-yazma öğreneceği konularında bilgilendirilmelidir.
Çocuğun hangi okula gideceği konusunda da fikrinin alınması önemlidir.Çocuk bu kararın alınmasında katkısının olduğunu düşünürse okulunu daha çok sever ve okula gitme konusunda motivasyonu daha çok artar. Ayrıca, ailesinin kendi kararlarına değer verdiğini düşünür ve böylece kendine güvenide artar.Okul açılmadan bir kaç hafta önce çocuğun okulu ziyaret etmesi, sınıfları, bahçeyi gezmesi sağlanmalıdır.Çocuk okul konusunda ne kadar çok bilgi sahibi olursa, okula başladığında yaşayacağı korku ve kaygı da o kadar az olur.Bu nedenle, yalnız okul konusunda değil, çocuğun maruz kalacağı olaylar, kişiler ya da durumlar konusunda önceden bilgilendirilmesi çocuğun ruh sağlığını koruyucu bir etkiye sahiptir.
2) Çocukların okula kolayca adapte olabilmeleri ve okulu sevebilmeleri için ne tip yöntemler izlenmelidir?İlkokula başlamadan önce çocuğun ana sınıfına veya kıreşe gitmiş olması okula adaptasyon sürecini çok kolaylaştırır ve kısaltır. Çocuklar eğitim hayatına başlarken izlenebilecek en sağlıklı ve doğru yol günün belli saatlerinden tüm güne haftanın belirli günlerinden tüm haftaya doğru kademeli bir geçişdir.Örneğin, çocuğun kıreşe haftada iki yarım gün başlayıp üç-dört aylık bir zaman içerisinde her gün tam gün okula gitmeye başlaması daha sağlıklıdır. Böylece çocuk okula daha kolay adapte olur.
Anneler çocuklarını okula hazırlarken, çocukların okula karşı negatif duygular beslememelerini ve önyargılı olmamalarını sağlamak için, okulun ve okumanın çocuğa kazandırabileceği şeylerden söz edebilirler. Örneğin, okulda yaşayacakları arkadaşlıkların ne kadar güzel olacağını anlatabilirler. Anne-babalar çocuğa kendi okul yaşamlarıyla ilgili güzel anılarını anlatarak da okulu sevdirebilirler. Kendi okul yaşamlarında öğretmenleriyle ve arkadaşlarıyla kurdukları iyi ilişkilerden ve okulda öğrendikleri bilgileri kendi yaşamlarında nasıl uyguladıklarından söz edebilirler. Bunun dışında okumayı öğrendikleri zaman ne tip kazançları olacağı konusunda çocukları bilgilendirebilirler. Tüm bunlar çocuğun okula ısınmasını ve okulun kaygı verici bir yer olmadığını algılamasını sağlamış olur.
Aileler çocuğun okula gitmeyi bir zorunluluk gibi algılamasına neden olacak şekilde konuşmalar yapmamalıdırlar. Anne-babalar çocukları hiç bir zaman okula göndermekle tehdit etmemeli ve okula gitmeyi bir ceza olarak sunmamalıdırlar; “Okula başla da senden kurtulayım” ya da “Çok yaramazlık yapıyorsun, seneye seni okula vereceğim göreceksin gününü” gibi cümleler çocuğun okula gönderilmeyi bir ceza olarak algılamasına sebep olur. Bunun dışında, ‘Seni öğretmenine şikayet edeceğim” gibi ifadeler de, çocuğun öğretmeni korkulacak, sürekli ceza verebilecek bir figür olarak algılamasına neden olabilir. Bu tarz sözler çocuğun öğretmenden soğumasına ve gereksiz yere ondan korkmasına neden olabilir. Bu nedenle, çocuğa okul ve öğretmenle ilgili söylenebilecek sözlere, verilen mesajlara çok dikkat edilmesi gererekir.
Bütün bunların dışında bazı çocukların okula başlama dönemleri kardeşlerinin doğduğu döneme denk gelebilir. Bu konuda da anne-babaların dikkatli olması gerekmektedir. Çocuk kendini kardeşi doğduğu için okula başlatılıyor, yani ev ortamından kardeşi nedeniyle uzaklaştırılıyor, aileden dışlanıyor gibi hissedebilir. Yeni bir kardeşin eve gelmesi çocuğun okula başlama dönemiyle örtüşüyor ise, anne-babanın çocuğun böyle düşünebileceğini göz önünde bulundurarak çocuğa verdikleri mesajlara dikkat etmeleri ve mümkünse çocuğun okula başlama tarihini ileri bir tarihe atmalıdırlar.
3) Okula adapte olamayan çocuklarda ne tip sorunlar görülebilir?Okula adapte olamayan çocukların bazılarında okul korkusu diyebileceğimiz bir sorun ortaya çıkar. Çocuk okula gitme konusunda isteksizlik gösterebilir. Hatta kimi çocuklarda çok sık ağlamalar veya sabah okula giderken huysuzlanmak, inatçılık yapmak gibi şikayetler görülebilir. Okul korkusu bazı çocuklarda kusma, mide bulantısı, karın ağrısı, baş ağrısı, diyare ya da uykusuzluk gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Anne-babaların okula yeni başlayan çocuklarında gördükleri bu tip belirtileri yalnızca fiziksel, organik bir rahatsızlık olarak değerlendirmemeleri, bunun okula adaptasyon güçlüğü nedeniyle ortaya çıkabilen psikolojik bir sorun da olabileceğini göz önünde bulundurmaları gerekir. Bunun dışında, okula gitme konusunda bir sorun yaşamadığı halde, okuldaki düzene uyum sağlamak konusunda sorun yaşayan çocuklar da vardır. Bu tip çocuklar okuldaki kurallara uyum sağlamada sorun yaşarlar. Öğretmenlerine ya da arkadaşlarına karşı saldırganca eğilimleri olabilir. Bu tip uyum sorunlarının arkasında gelişim bozuklukları olabileceği gibi uyum, davranış bozuklukları veya duygusal sorunlar da olabilir. Bazı çocuklar ailesine karşı duyduğu öfkeyi ya da güvensizliği okuldaki öğretmen ve arkadaşlarına yönlendirerek bu sıkıntılarını, bu duygularını açığa çıkarma olanağı bulabilirler.Bu saldırgan ve uyumsuz davranışalarının altında aileye karşı olan öfke ve güvensizlik duygularını ifade etme isteği yatıyor olabilir. Ancak gerek okul korkusu gerekse okul uyumsuzluğu konularında ailenin bir uzmandan yardım almasında yarar vardır. Bu tip bir sorunla karşılaşan ailenin en kısa zamanda bir psikoloğa başvurmalarını öneriyoruz; çünkü okul yaşamının başlangıç döneminde bu tip sorunlar yaşayan çocukların bu sorunlardan bütün öğrenim yaşamları olumsuz etkilenebiliyor. Ayrıca, tamamen bu soruna bağlı olarak bir takım psikolojik sorunlar da geliştirebiliyorlar.
4) Çocukların derslerine, ödevlerine ne kadar müdahele etmek yada yardım etmek doğrudur?Anne-babaların okul ve ders ile ilgili konularda eleştirel ve baskıcı tutumlardan uzak durmaları gerekir.Çocuğun ödevlerini zamanında yapmaması, derslerine çalışmaması durumunda sürekli yargılanması, sorgulanması ve eleştirilmesi çocuğun hem derslerinden soğumasına, hem okula karşı negatif duygular beslemesine neden olur. Anne-babanın ders konusundaki yaklaşımı mümkün olduğunca olumlu olmalıdır. Çocuğa derslerini yapması konusunda zaman zaman hatırlatmalarda bulunmak doğaldır ancak bunu yaparken anne-babanın kullandığı uslup önemlidir. Örneğin, okuldan geldikten sonra direk televizyon karşısına oturan bir çocuğa annenin ‘Ödevin yok mu senin, ödevini yapsana’ ya da ‘Ödevlerini bitirmeden televizyon seyretmek yok demedim mi ben sana’ gibi ifadeler kullanmasındansa çocuğa, ‘Sanırım ödevlerini çizgi film izledikten sonra yapmaya karar verdin, değil mi ?’ gibi bir soru sorarak hatırlatması çok daha olumlu bir etki yaratır. Bu şekilde çocuğa sorumluluğunu hatırlatmış oluruz. Ancak bunu çocuğu aşağılamadan, onu küçümsemeden, eleştirmeden ve baskı yapmadan yapmış oluruz. Anne-babanın çocuğun dersleriyle ilgili alacağı sorumluluklar konusundaki yaklaşımı daha çok çocuğu bu konuda yönlendirmek, cesaretlendirmek ve sorumluluklarını eline almasını sağlamak şeklinde olmalıdır. Sürekli çocuğu aşağılayarak ya da yargılayarak, suçlayarak sorumluluk sahibi olmadığını dile getirmek ne çocuğa ne de aileye birşey kazandırmaz. Anne-baba ödevlerin yapılması konusunda bir sorun ortaya çıktığında çocuğun yerine ödevi yapmak ya da sorunu çözmek yerine çocukla birlikte ve çocuğu yönlendirerek o sorunun çözümüne ulaşılmasını sağlamalıdır. Özetle, anne-babanın dersle ilgili konularda hedefi çocuğun yerine çocuğun sorunlarına çözüm üretmek değil, bu sorunlara bulunacak çözümler konusunda çocuğa yol göstermek olmalıdır. Anne-baba çocuğa yardım edebileceğini çok açık ve net bir biçimde ifade etmeli ama çocuğun yerine hiç bir şekilde sorumlulluk almayacağını da ifade etmelidir. Ayrıca, anne-babaların unutmaması gereken başka birşey de ders konusunda anne-babanın her sorumluluk almasının çocukta şu tip bir düşünceye yol açacağı olmalıdır; Nasılsa annem-babam sorumluluk alıyor, dolayısıyla benim sorumluluk almama gerek yok ya da nasılsa ben bu sorumluluğu alabilecek kadar güvenilir bir kişi değilim, ya da sorumluluğu üstlenecek kadar büyük değilim, becerikli değilim, annem-babam bu sorumluluğu verebilecek kadar bana güvenmiyor, demek ki ben güvenilir bir insan değilim diye düşünebilir. Bu da çocuğun kendine olan güveninin azalmasına, kendisiyle ilgili kararları kolay verememesine ve yaşamıyla ilgili görev ve sorumlulukları yerine getirememesine neden olur.
www.annecocuk.com
Antioksidan Etki Ne Demektir?
Antioksidan. Kulağa hoş gelen bir kelime değil. Ancak önemli bir kelime. Özellikle son 10 yıl içinde gerçekleştirilen araştırmaların, antioksidanların kalp hastalıkları ve kanserden koruyucu özellik taşıdığını ortaya koymasıyla önemi perçinlendi.
Bilim adamları, çok zararlı moleküller olan serbest radikallerin vücudumuzda yol açtığı hasarları ortaya koyalı epeyce oldu. Bu hasarları görmeniz mümkün değil, fakat bunun, kesilmiş bir elmanın hazla kahverengileşmesi gibi bir değişiklik olduğunu söylersek herhalde yeterince fikir vermiş oluruz. Serbest radikallerin verdiği zararın kanser ve kalp hastalığı gibi çok ciddi sağlık sorunlarına neden olduğu konusundaki bilimsel veriler de giderek artıyor. İşte tam bu noktada antioksidanlar devreye giriyor. Antioksidan maddeler olan C ve E vitamini ile vücutta A vitaminine dönüşen beta-karoten, bu zararlı hücre hasarını engelliyor.
Araştırma sonuçları özellikle kronik hastalıklardan korunmada bu maddelerin yararlarını ortaya koyan bulgular sağlarken, siz sakın hekimlerin önerilerini kulak arkası etmeyin, yağ ve sigaradan uzak durun, düzenli olarak sağlık kontrolü yaptırın, dengeli beslinin ve vitaminsiz kalmayın. Dengeli beslenemeyenler için vitamin/mineral preparatları, güçlendirilmiş besinler ve turunçgillerden zengin meyve suları öneriliyor.
Antioksidan. Giderek kulağa daha hoş geliyor
Annelere Altın Kurallar!
Çocuğunuzla aranızdaki iletişimin daha da iyi olmasını istiyorsanız ya da bazı konularda yetersiz olduğunuzu düşünüyorsanız işte size altın kurallar! Iyi bir iletişimin en iyi yolu ilk önce çocuklarınızla paylaşım alanlarınızı arttırmaktır. Bunun anlamı birlikte daha çok vakit geçirip konuşabilmelisiniz. Şüphesiz en iyi ortam da yemek sofrasıdır; aynı sofrada yemek yerken çocuklarınıza paylaşma, birliktelik ve bir yere ait olma duygularını aşılarsınız.Ayrıca böyle ortamlarda gün boyunca yaptıklarınızdan söz eder, çocuğunuzun sorunlarını dinler ve birlikte çözüm üretirsiniz. Çocuğunuzu gece yatağına bırakmanız ve yatakta onunla sohbet etmeniz de son derece yararlı olacaktır. Gece paylaşılan şeyler çok önemlidir, gece onunla ilgilenmeniz aranızdaki bağları kuvvetlendirecektir. Bu sırada çocuğunuzun size başardığı şeylerden söz etmesi, korkularını, endişelerini paylaşması hem size yapmanız gerekenler hakkında ipucu verecek hem de çocuğunuzun kişilik gelişimine katkıda bulunacaktır. Tabi ki vaktiniz olduğunca çocuklarınızla paylaşım alanlarınızı arttırmalısınız; şimdiyse size biraz önce saydıklarımız dışında bazı altın kurallardan söz edeceğiz.- Çocuklarınızla televizyon izleyin ve yararlı programların verdiği mesajlardan bahsedin. - Şartlar neyi gerektirirse gerektirsin asla onların yanında yalan söylemeyin. Unutmayın ki her hareketinizle onlara örneksiniz. Kötü bir şey de yapsanız çocuklar bunu siz yaptınız diye iyi bir şey olarak algılayacaklardır.- Çocuklarınızı arkadaşlarıyla birlikteyken gözlemleyin. Nasıl davrandıklarına bakın, paylaşımcı yönlerinin gelişip gelişmediğine dikkat edin- Çocuğunuz sekiz yaş ya da üstündeyse birlikte alışverişe çıktığınızda ona da para verip marketten bir şey aldırın. Ara sıra bu tip şeyler yapmanız onların sorumluluk duygusunu geliştirecektir.- Çocuklarınızın empati (kendini başkasının yerine koyma) duygusunu geliştirin. Başkalarının acıları ya da mutluluklarından söz ederek bu kişilerin o an neler hissedebileceklerinden bahsedin. Bu şekilde çocuklarınızın duygusal yönünü geliştirirsiniz.
www.ailem.com
Ani bebek ölümü sendromuBir yaşın altındaki bebeklerde görülen, klinik ve laboratuar olarak nedeni bulunamayan ve otopside tanı koyduracak anormal bir durumun saptanmadığı bebek ölümleri Ani Bebek Ölümü Sendromu olarak adlandırılır. En sık 2-4 aylık yeni doğan bebeklerde görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı azalmaktadır. Prematürelerde ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde sendrom riski daha yüksektir. Bebek ne kadar erken doğduysa ve ne kadar küçükse risk o denli fazladır. Normal koşullarda, uyku sırasında bebeğin yüzü yumuşak bir yüzeyle kapandığında bebeğin oksijensiz kalması sonucu uyanması ve başını çevirerek düzenli nefes almayı sürdürmesi beklenir: Ancak bazı bebeklerde bu durum gerçekleşmez ve sonuçta bebek ölümü görülebilir. Fakat ani bebek ölümü sendromunun nedenleri halen tam anlaşılamamıştır. Alınabilecek bazı basit önlemlerle risk azaltılabilir. Bu çok ciddi sorunun sıklığının azaltılmasında annelerin ve babaların bilgi sahibi olması önemlidir. Ani bebek ölümü sendromu gelişimi için risk faktörleri- Bebeğin yüzüstü yatması- Bebeğin yumuşak yüzeyde yatıyor olması- Bebeğin ebeveynleri ile aynı yatakta yatması- Annenin hamilelikte sigara içmesi- Prematürelik ve/veya düşük doğum ağırlığı- Bebeği odasının çok ısıtılması veya fazla giydirilmesi- Erkek cinsiyetAni bebek ölümü sendromu gelişimini önlemek için yapılması gerekenler- Bebek uyurken yan veya tercihen sırt üstü yatırılmalı.- Bebek sert yatakta yatırılmalı.- Bebek ebeveynleri ile aynı yatakta yatmamalı.- Anne hamilelikte sigara içmemeli.- Bebek fazla giydirilmemeli ve oda aşırı ısıtılmamalı.- Prematüre ve/veya düşük doğum ağırlığı olan bebeklerde Apne monitörlerinin kullanılması.- Bebek battaniyesinin gece bebeğin yüzünü kapamasını önlemek için, battaniyenin göğüs seviyesine kadar gelmesi ve uçlarının çarşafla birlikte yatağın altına doğru kıvrılması.
Anne-babaların her zaman hatırlaması gereken 10 altın kural Modern çağın çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isteyen anne-babaları basın, kitaplar, Internet ve diğer kaynaklarda yüzlerce öneri ve teori ile karşı karşıya kalıyorlar. Bunlardan bir kısmını yaşamlarını kolaylaştıran ve ebeveynlik becerilerini destekleyen olumlu, kullanışlı bilgilere dönüştürürken, bir kısmı da kafalarının karışmasına neden oluyor.Aslında anne-babalar çocukları için en doğru olanın ne olduğunu biliyor ve bunun tüm bu bilgi ve teorilerde öngörüldüğü kadar karmaşık olmadığının da farkındalar. Yine de yanlış yapma endişesi ile her zaman kendilerine güvenemeyebiliyorlar.Aşağıda, zaman zaman bir ebeveyn olarak kendinize güveninizin zayıfladığını ya da kafanızın karıştığını hissettiğiniz dönemlerde başvurabileceğiniz ve çocukların en temel ihtiyaçlarını karşılamanızda size yardımcı olacak altın kurallar yer alıyor.1- Çocuğunuzun en önemli istek ve ihtiyaçlarından biri ona zaman ayırmanızdır. Kısa, yoğun etkileşimler günlük rutinleri paylaşmanın yerini tutmaz. Bu nedenle, her gün kısa da olsa, sadece çocuğunuza ayıracağınız belirli sürelere ilave olarak, aile yaşamınızın günlük rutinlerini de çocuğunuzla paylaşmalısınız.Örneğin çamaşırları makineye atmak; yıkanmış çamaşırları asmak; bulaşıkları yerleştirmek; yemek pişirirken, arabayı yıkarken, temizlik yaparken size yardımcı olması; birlikte alışverişe çıkmak; akraba, komşu ziyaretlerinde veya banka ya da postaneye giderken size eşlik etmesi, ailece yenen akşam yemekleri gibi... Ayrıca kaybedilen zamanı maddi şeylerle telafi edemeyeceğinizi unutmamalısınız. Para yerine koyulabilir, ancak zaman asla geri getirilemez.2- Mükemmel olmaya çalışmayın. Anne-baba olarak elinizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edin. Ancak kusurlarınız olabileceğini, zaman zaman hatalar yapabileceğinizi de kabul edin.Çocuğunuzun mükemmel bir anne-babaya değil, onu seven, koruyan ve kabul eden bir anne ile babaya ihtiyacı vardır.Ayrıca herkesin hata yapabileceğini ve hataları hoş görebilmeyi bilmek ve bu hataları birer öğrenme fırsatı olarak değerlendirebileceğini anlamak, çocuğunuza verebileceğiniz paha biçilmez bir yaşam dersi olacaktır.3- Çocuğunuz için söylediklerinizden çok yaptıklarınız anlam taşır. Uzun konuşmalar ve nasihatler nadiren akılda yer eder, oysa davranışlarınız etkili, net mesajlar verir.Örneğin çocuğunuzun dürüst ve şefkatli bir insan olmasını istiyorsanız, öncelikle siz dürüst ve şefkatli davranan biri olmalısınız.4- Konuşmaya başlamadan önce çocuğunuzu dinleyin. Konuştuğunuz konu ne olursa olsun, siz ne kadar çok dinlerseniz, çocuğunuz da size o kadar çok şey anlatır. Elbette bu da karşılıklı konuşmanızın çok daha etkili ve anlamlı olmasını sağlar.5- Özgüven ruh sağlığının temel taşıdır. Çocuğunuz, yaşına uygun olmak kaydı ile kendi seçimlerini yapabilme ve kararlarını verebilme olanağını bulabilirse net ve sağlam bir özgüven duygusuna sahip olabilir.Örneğin, çocuğunuzun hatalı davranışlarını düzeltmeye çalışırken, ona iki doğru seçenek sunabilir ve bunlardan birini kendisinin tercih etmesine izin verebilirsiniz.6- En etkin ceza, zamanında verilen, geçici olarak uygulanan ve çocuğun neyi, neden onaylamadığınızı anladığı cezalardır. Çocuğunuza doğru davranışları, sınırları ve kuralları öğrenmesi için ceza vermeyi gerekli gördüğünüz durumlarda, bu cezanın:Hatalı davranışla ilişkili ve orantılı bir ceza olma gerektiğiniCezanın amacının intikam almak ya da çocuğu üzmek değil, doğruyu anlamasına yardımcı olmak olduğunuCezanın geçici bir süreyi kapsaması gerektiğiniÇocuğunuzun hangi davranışını onaylamadığınızı ve beklentinizin ne olduğunu açık bir şekilde anlamasını sağlamayı kesinlikle ihmal etmemelisiniz.7- Çocuğunuz size bir soru sorduğunda, konu ne olursa olsun basit ve güvenilir bir cevap verin. Ölüm, doğum ve benzeri zor konulardaki soruların uzun uzun açıklamalar gerektirdiğini düşünebilirsiniz. Ancak aslında çok fazla ayrıntı ve bilgi vermek bir varil suyu bir bardağa doldurmaya çalışmaya benzer: Açıktır ki bu tür bir yaklaşım da kaynakların israf olmasına ve alıcının yorulmasına neden olur.Çocuğunuzun yaşına ve gelişim düzeyine uygun kısa, net ve doğru bilgileri vermeniz her zaman için yeterli olacaktır.8- Yaşadığınız çevreye saygı göstermeyi günlük yaşamınızın önemli bir parçası haline getirin. Siz kısıtlı kaynaklarımızı özenli ve doğru kullanırsanız, çocuğunuz da bunu öğrenecektir. Elbette ki bu da onun sağlıklı, mutlu ve uzun bir yaşam sürmesine katkıda bulunacaktır.9- Çocuğunuz yaşamı içerisinde birçok kişi ile ilişki kuracaktır. Arkadaşlar, öğretmenler, akrabalar, komşular ve belki de üvey anne-baba ya da kardeşler gibi farklı birçok kişi ile ilişkiler kuracaktır. Ancak tüm bu ilişkilerin arasında sizinle olan ilişkisinin her zaman eşsiz, özel ve kalıcı bir ilişki olacağını unutmamalısınız. Dolayısıyla sizin öncelikle bu ilişki içerisindeki rolünüze odaklanmanız en doğrusu olacaktır.10- Çocuğunuz anne-babalığınızı ödüllendirmek zorunda değildir. Anne-baba olmanın sağladığı tatmin duygusu içten kaynaklanır. Zaman zaman bu tatmini hissetmekte zorlanıyorsanız, dünyanın en zor ve en önemli işine soyunduğunuzu unutmayın. Anne-babalık büyük mutluluklar, derin üzüntüler ve her şeyden de önemlisi büyük ve kalıcı bir tatmin içeren bir iştir.: www.aile.org.tr
Anemi (kansızlık) nedir: Kansızlık hastada hemoglobin değerinin yaşa ve cinse göre olması gereken değerden düşük olması demektir. Ülkemizde kansızlık nedenleri arasında en sık demir eksikliği anemisi görülmektedir. Çocuklarda demir eksikliği anemisi dışında, daha nadir olmak üzere folik asit eksikliği ve vitamin B12 eksikliğine bağlı anemiler de gelişebilmektedir.Demir eksikliğine bağlı anemiDemir eksikliği anemisi en fazla süt çocukluğu döneminde görülür. Okul çağı ve ergenlik öncesi çağında da sık görülür. Çocuklarda demir eksikliğine yol açan nedenler besinlerle yetersiz demir alımı, hızlı büyüme nedeniyle demir ihtiyacının artması ve herhangi bir nedenle kan kaybı yaşanmasıdır.Nedenleri Besinler aracılığıyla demir alımının yetersiz olması, demir ihtiyacının artması ve herhangi bir nedenle yaşanan kan kaybına bağlı olarak oluşur.Besinlerle Yetersiz Demir AlınımıBebeklerin anne sütü yerine demir desteği olmayan mamalarla ve inek sütü ile beslenmesi, daha büyük çocukların ise günde yarım litreden daha fazla süt içmesi demir eksikliği anemisinin gelişmesine neden olur. Anne sütündeki demir inek sütündeki demire göre bağırsaktan daha iyi emilir. Erken doğan ve doğum ağırlığı düşük olan bebeklere 2. aydan, zamanında doğan bebeklere ise 4. aydan itibaren demir eksikliği anemisinden korumak için düşük miktarlarda demir takviyesi yapılması önerilmektedir. Demir eksikliği anemisinin önlenmesi için anne sütünün en az 6 ay süre ile verilmesi, 1 yaşına kadar demirden zengin mamalar ve ek gıdalar ile beslenme önerilir.Daha büyük çocuklarda hazır gıdalarla beslenme alışkanlığı, eksik gıda alımı, vejeteryanlık ya da sosyo-ekonomik durum bozukluğu nedeni ile hayvansal gıdaların alınamaması demir eksikliği anemisine yol açar.Artmış demir ihtiyacı Özellikle düşük doğum ağırlığı olan bebeklerde, zamanından erken doğan bebeklerde, ergenlik döneminde ve hamilelik ile emzirme dönemlerinde demir ihtiyacı fazladır. Kan Kaybı İnek sütü bağırsaklarda kılcal kanamalara yol açmasından dolayı demir eksikliğine neden olabilmektedir. Ayrıca uzun süreli aspirin ve diğer romatizma ilaçlarının kullanımı da bağırsaklardan kan kaybına neden olabilmektedir. Çocuklarda doğuştan olan mide bağırsak anomalileri de kan kaybına neden olmaktadır.Bağırsak kurtlarından kıl kurdu ve solucanlar demir eksikliğine yol açmazlar, ancak kancalı kurtlar bağırsaklardan kanamaya neden olarak demir eksikliğine yol açabilmektedir. Doğuştan kanamaya eğilimi olan hastalarda (hemofili hastalığı gibi), sık sık kanamalar nedeni ile demir eksikliği görülmektedir. Erişkin hastalarda kan kaybına çocukluk yaş grubuna göre daha fazla rastlanmaktadır. Kızlarda adet kanamalarının uzun sürmesi ve çok miktarda olması demir eksikliği anemisi gelişmesine yol açar. Çocuklarda nadir olarak rastlanan mide ülseri veya barsak kanserleri bağırsaklardan kanama olmasına neden olur. Belirtileri Kansızlık hafif derecede ise çocukta hiçbir belirti olmayabilir, sadece laboratuar incelemeleri ile tespit edilebilir. Kansızlık fazla ise çocuğun renginde solukluk, çarpıntı, baş ağrısı, huzursuzluk, halsizlik, çabuk yorulma ve iştahsızlık gibi belirtiler görülebilir.Uzun süreli demir eksikliklerinde tırnakların kaşığa benzer şekilde içe çökmesi, ağız köşelerinde çatlamalar, dilin üzerinin düzleşmesi, ağrılı olması ve yutkunma zorluğu görülebilir. Demir eksikliği olan çocuklarda oturma, emekleme ve yürüme gibi motor gelişmede gecikme, davranış bozuklukları, öğrenmede güçlük ve bağışıklık sisteminde azalma sonucunda enfeksiyonlara yatkınlık gözlenebilir. Eğer kansızlık uzun süre fark edilmezse kalp yetmezliği gelişebilir, zor nefes alma, ileri derecede halsizlik gibi belirtiler ortaya çıkabilir.Tanı Demir eksikliği tansı doktor tarafından hastanın hikayesi, muayenesi ve kan sayımı gibi belirli laboratuar testlerinin yapılması sonucunda konulur. TedaviTedavide ağız yolu ile verilen demir ilacı kullanılmaktadır. İlacın aç karnına ve öğünler arasında alınması önerilir. C vitamini içeren limonata veya portakal suyu ile birlikte verilmesi verilen demirin bağırsaklardan emilimini artıracaktır. Süt ve süt ürünleri ve çay ile birlikte verildiği durumlarda demir emilimi azalacağı için ilaçtan bir saat önce ve sonra bunlar verilmemelidir.Demir ilacının alımından sonra bulantı kusma, mide ağrısı, karın ağrısı olabilir. Bu durum ilacın yemekten hemen sonra alınması ile geçer veya azalır. Eğer semptomlar devam ederse doz miktarı azaltılır. Bazı hastalarda ishal veya kabızlık görülebilir.Demir ilacı alındığı sürece özellikle damla veya şurup kullanıldığında dişler geçici olarak siyaha boyanabilir. Yine ilacın alındığı dönemde çocukların kakasının koyu renk çıkar.Eğer hastada kusma veya karın ağrıları şiddetli oluyorsa, hastanın altta yatan bir bağırsak hastalığı nedeniyle verilen ilaç emilemiyorsa, ağızdan verilen demir ilacı yeterli olmuyorsa doktor tarafından önerilerek demir ilacı enjeksiyon şeklinde yapılabilir. Kalçadan enjeksiyon yapılan demir ilacına karşı ani alerjik reaksiyonlar gelişebilir, iğnenin yapıldığı yerde ağrı, renk değişikliği olabilir. İlacın kalçaya derine yapılması önerilir. Çocuğun beslenmesi düzeltilir ve demirden zengin gıdalarla beslenmesi sağlanırsa demir eksikliğinin tekrar etmesi önlenecektir.
30 Mart 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder